Erhan Bahçeci

Dedikodu..!

Erhan Bahçeci

Elazığ’da son yıllarda giderek belirginleşen bir gerçek var: Dedikodu, basit bir alışkanlık olmaktan çıkmış, toplumsal bir refleks haline gelmiştir. Bugün şehirde birçok konu, bilgiye değil söylentiye; veriye değil tahmine; gerçeğe değil “duydum ki” cümlelerine dayanarak konuşulmaktadır.

Bu durum artık yalnızca belirli çevrelerle sınırlı değil. 7’den 70’e, toplumun geniş bir kesiminde benzer bir dil oluşmuş durumda. Kahve sohbetinden iş dünyasına, sosyal çevreden kamu gündemine kadar birçok alanda ortak bir eğilim göze çarpmakta;  yorum yapmak, yargılamak, etiketlemek ve yaftalamak...

Bir iş insanı yatırım yaptığında emeği ve riski yerine; kazancı veyahut nereden getirdiği konuşulmakta,
bir genç işe girdiğinde “ne güzel ekmek sahibi oldu” demek yerine “nasıl girdiği” sorgulanmakta,
bir siyasetçi ya da bürokrat görev aldığında hizmeti yerine bağlantıları tartışılmaktadır.

Bu yaklaşım, doğal olarak başarıyı görünmez kılmakta, emeği geri plana itmekte ve en önemlisi güven duygusunu zayıflatmaktadır.

Oysa bir şehrin en değerli sermayesi güvenidir. Güvenin zedelendiği bir yerde ekonomik hareketlilik de sosyal dayanışma da zamanla zayıflar. İnsanlar birbirine şüpheyle bakmaya başladığında ise üretim değil, çekingenlik büyür.

Elazığ’da bugün yaşanan temel sorunlardan biri tam olarak budur; Dedikodunun, ortak aklın ve sağlıklı değerlendirme kültürünün önüne geçmesi. Bu durum, bireyleri olduğu kadar şehir dinamiklerini de yavaşlatmakta; potansiyelin gerçeğe dönüşmesini geciktirmektedir.

Daha kaygı verici olan ise, son dönemde bu söylemin giderek daha sert bir hale gelmesidir. Artık sadece yorumlar değil, kişileri hedef alan, sınırları aşan, zaman zaman ahlaki zemini zorlayan ifadeler de gündelik dilin bir parçası haline gelmektedir. Bu da toplumsal saygı kültürünü aşındıran ayrı bir risk alanı oluşturmaktadır.

Elazığ’ın ihtiyacı olan şey, söylenti üzerinden şekillenen bir toplumsal iklim değil; emeğin, üretimin ve liyakatin konuşulduğu bir düzendir. Çünkü şehirler, birbirini konuşarak değil; birbirine güvenerek büyür.

Bugün belki en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi yargılamadan dinlemek, bir başkasının emeğine şüpheyle değil saygıyla bakabilmektir. Çünkü bu şehirde her insanın hikâyesi aslında ortak bir geleceğin parçasıdır. O geleceği ya birlikte kuracağız, ya da birlikte kaybedeceğiz.

Uzun lafın kısası, dedikodu ile bir yere varmak mümkün değil; çünkü dedikodu, insanı geçmişte tutar. Oysa Elazığ’ın artık geçmişe takılı kalmaya değil, geleceğe yürümeye, daha güçlü, daha üretken ve daha vizyoner bir yarını birlikte kurmaya ihtiyacı var..

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar 8
mediha çelik 14 Nisan 2026 20:07

Sayın Bahçeci, esnaflar ve iş insanları olarak, arzı halimizi en güzel cümlelerle ortaya koymuşsunuz. Malesef artık iş dünyasında hiçkimse, neticelenen işleri ve kattıkları değerlerle değil de 'kulaktan duyma' varsayımlarla değerlendiriliyor. Yazık ki; kendimizi meyve veren ağaç taşlanır, diyerek avutmak zorunda kalıyoruz. Ellerinize sağlık. Saygılar.

Neslihan GÜRSOY 13 Nisan 2026 19:52

Çok güzel bir yazı olmuş. Günümüzü çok güzel anlatmışsın. Eline, emeğine, kalemine sağlık.

Muhammed Salih Çetiner 13 Nisan 2026 18:35

Maalesef bu sorun ; hep var Dedikodu, Yalan yanlış ne varsa, Araştırılmadan, istişare edilmeden, sağlıklı değerlendirilmiyor. Bu durum, sadece bireyleri değil aynı zamanda sizin de belirttiğiniz gibi şehrin dinamiklerini de yavaşlatıyor. Kalemine sağlık..

Muhammed Salih Çetiner 13 Nisan 2026 18:34

Maalesef bu sorun ; hep var Dedikodu, Yalan yanlış ne varsa, Araştırılmadan, istişare edilmeden, sağlıklı değerlendirilmiyor. Bu durum, sadece bireyleri değil aynı zamanda sizin de belirttiğiniz gibi şehrin dinamiklerini de yavaşlatıyor. Kalemine sağlık..

Miraç Ertürkler 13 Nisan 2026 18:26

Sayın Yazar çok güzel bir konuya değinmiştir. Bizler bu durumu çekememezlik hazımsızlık diye yorumlayabiliriz Kim bu memleket için bir çivi çakmış bir tuğla bırakmış onu takdir etmeliyiz... İlimizde dillere pelesenk olmuş meşhur bir sözümüz vardır Hain Adamın Bisikleti olmaz derler bilmem anlatabildim mi

Ahmet Polat 13 Nisan 2026 18:12

Şimdi çok doğru desem ne değişecek ki? Bizim Elazığ'ın en büyük meselesi dedikodu ve kulaktan dolma inanma hissiyatı. Bu illet hastalık evde, çevremizde, iş yerimizde vs heryerde var. İnşallah düzelir ama ben düzeleceğine inanmıyorum.

Mehmet Ertürk 13 Nisan 2026 18:11

Kaleminize sağlık, malesef şehrimiz son yıllarda dedikodudan beslenerek, birbirine iftira atarak ve bel altı hesaplarla uğraşıyor. Eskiden böyle değildi.

Serdar Tonak 13 Nisan 2026 17:39

Erhan'ım, Gerçekleri yazmışsın.. tebrik ediyorum..

Yazarın Diğer Yazıları