Ufuk Çetinkaya

2026'dan Mucize Beklemiyoruz

Ufuk Çetinkaya

Yeni bir yıla girdik.

Takvimler değişiyor, rakamlar yenileniyor.

Ama asıl soru şu: İnsanlık da değişiyor mu?

Dünyanın birçok yerinde hâlâ savaşlar var.

Masum insanlar, çocuklar, kadınlar bedel ödüyor.

Silahlar konuşurken vicdanlar susuyor.

Oysa insanlık, artık gücün değil adaletin; çıkarın değil merhametin egemen olduğu bir yılı hak ediyor.

2026 yılı; savaşların sona erdiği, barışın sınırları aştığı, insanın insana yabancı olmadığı bir yıl olsun.

Türkiye’miz; birliğini, kardeşliğini ve dayanışmasını daha da güçlendirsin.
Refahın, huzurun ve mutluluğun hâkim olduğu yarınlara yürüsün.

Yeni yıl; insana insan olduğu için değer verilen, farklılıkların ayrıştırmadığı, umutların yeniden filizlendiği bir zaman olsun.

Takvim yapraklarıyla birlikte, vicdanlar da değişsin.

2026; ülkemize, adamıza ve tüm insanlığa Hayırlı, uğurlu, barış dolu olsun.

2026’ya dair beklentim, duam, çabam ve gayretim şudur: Allah, bizlere yeniden dua etmeye yeltenecek taze bir heves, yaşadıklarımızın boşa gitmediğini hissettirecek bir gönül ferahlığı versin. Henüz farkında olmadığımız, nefsani bir üşengeçlikle ertelediğimiz ama muhakkak ihtiyaç duyacağımız duaları bize hayırla hatırlatsın. İdrakini, gücünü, sabrını ve kolaylığını eksik etmesin.

Bu duayla girdik yeni yıla. Çünkü artık biliyoruz: Takvim değişiyor ama insan değişmiyorsa, yeni yıl sadece eski alışkanlıkların devamı oluyor. Asıl mesele, takvim yaprağını değil, vicdanı çevirebilmek.

Bu yıl kaç kez kendimize ihanet ettik?

Kaç kez doğruyu bildiğimiz hâlde susmayı seçtik?

Başkalarının alkışını kaybetmemek için, dışlanmamak için, konforumuz bozulmasın diye   kendi doğrularımızdan kaç kez vazgeçtik?

Biz çoğu zaman ihaneti büyük kırılmalarda arıyoruz. Oysa vicdan, küçük kaçışları da affetmez. Çünkü vicdanın terazisi hassastır; üzerine koyduğumuz her yalan, her erteleme, her “mış gibi yapma” o terazinin dengesini bozar.

Geçtiğimiz yıla dönüp baktığımızda, acıyı çoğu zaman uzakta aradığımızı fark ediyoruz. Oysa asıl sınav, hemen yanı başımızda yaşananlarla başlar. Sessiz çığlıklar çok uzakta değildi; biz kulaklarımızı kapatmayı tercih ettik. Çünkü görmek sorumluluk ister, duymak yük almayı gerektirir.

Vicdani muhasebe, insanın kendini temize çekmesi değildir. Aksine, kendini suç mahalline geri götürmesidir. “Biz ne yaptık?” sorusu yetmez. Asıl yakıcı olan şudur: “Biz neyi yapabilirdik de yapmadık?” Bir cümle kurabilirdik, bir adım atabilirdik, bir haksızlık karşısında durabilirdik. Yapmadık. Çünkü sırası değildi. Çünkü risk almak istemedik. Çünkü alıştık.

Toplumlar bir anda çökmez. Küçük tavizlerle yıpranır. “Bir şey olmazlarla başlar her şey. Herkes böyle yapıyor” diyerek sürer. Biz çoğu zaman kötülüğün tarafında durmayız; ama susarak ona alan açarız. Ve her suskunluk, vicdan hanesine yazılan sessiz bir eksidir.

Yeni bir yıla girerken, 2026’dan mucize beklemiyoruz. Büyük sözler de etmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Belki bu gece başımızı yastığa mutlu koymayacağız. Ama dürüst koyabiliriz. Ve bu, yeni yıl için yapabileceğimiz en doğru başlangıç olabilir.

Yazarın Diğer Yazıları